Aknede Lazer Tedavisi Nedir?
Etkinlik, Yöntemler ve Son Gelişmeler
Akne vulgaris, günümüzde dermatoloji kliniklerine başvuran hastaların en sık şikâyetlerinden biri olmaya devam etmektedir. Tüm dermatolojik hastalıkların %30’undan fazlasını akne hastaları oluşturmakta, bu da akne vulgarisin ne denli yaygın bir problem olduğunu ortaya koymaktadır. Genetik ve hormonal faktörlerin etkili olduğu multifaktöryel patogeneze sahip bu hastalık; komedonlar, papüller, püstüller, nodüller ve kistler gibi lezyonlarla kendini gösterir.
Akne gelişiminde dört ana mekanizma yer almaktadır:
-
Foliküler epidermal hiperproliferasyon
-
Artmış sebum üretimi
-
Folikül içinde Propionibacterium acnes (P. acnes) kolonizasyonu
-
İnflamasyon
Lazerle Akne Tedavisi Nedir?
Geleneksel tedavilerde topikal ve sistemik ilaçlar ön planda olsa da son yıllarda lazer ve ışık tedavileri, özellikle dirençli ve şiddetli vakalarda dikkat çekici bir seçenek haline gelmiştir. Bu lazerler genel olarak iki gruba ayrılır:
-
Sebase bezleri ve pilosebase üniteyi tahrip eden lazerler (örneğin infrared lazerler ve radyofrekans cihazları)
-
P. acnes’i hedef alan ışık sistemleri (mavi/kırmızı ışık, KTP lazer, PDL, IPL gibi)
KTP Lazer (532 nm)
Potasyum Titanyl Fosfat (KTP) lazeri, kollajen üretimini artırmasının yanı sıra vasküler lezyonlarda da etkilidir. Yüz ve bacak telenjiyektazilerinde kullanımı yaygındır. Akne üzerindeki etkisi tam olarak bilinmemekle birlikte, fototermoliz veya fotodinamik etki mekanizmasıyla çalıştığı düşünülmektedir.
???? Yapılan bir çalışmada haftada iki kez olmak üzere 4 seans KTP lazer uygulanan hastalarda 1 hafta sonra %34,9, 4 hafta sonra ise %20,7 oranında akne şiddeti azalmıştır.
Pulsed Dye Lazer (PDL) (585-595 nm)
PDL, sarı ışık yayarak oksihemoglobini hedefler ve özellikle inflamatuar lezyonlarda etkilidir. Dermal remodeling etkisiyle kollajen sentezini uyarır.
???? Seaton ve arkadaşlarının çalışmasında 12 hafta sonunda inflamatuar lezyonlarda %49, toplam lezyon sayısında ise %53 azalma gözlenmiştir. Ancak geçici purpura ve hiperpigmentasyon riski nedeniyle dikkatli kullanılması önerilmektedir.
Nd:YAG Lazer (1320 nm)
Neodymium:Yttrium Aluminum Garnet (Nd:YAG) lazerler, 5-8 mm derinliğe ulaşabilir ve genellikle damar lezyonlarında kullanılır. Akne tedavisinde ise hem inflamatuar hem non-inflamatuar lezyonlarda olumlu sonuçlar elde edilmiştir.
???? Deng ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada 6 seans sonunda inflamatuar lezyonlar %57, non-inflamatuar lezyonlar ise %35 oranında azalmıştır.
Diyot Lazer (1450 nm)
FDA onaylı 1450 nm diyot lazer, su moleküllerini hedef alarak yağ bezlerinde termal hasar oluşturur. Böylece sebum üretimi azalır ve inflamatuar lezyonlar geriler.
???? Astner ve Tsao’nun çalışmasında, 3 seans sonunda inflamatuar lezyonlar %39 oranında azalmıştır.
???? Friedman ve arkadaşları ise üçüncü seans sonrası %83 oranında azalma bildirmiştir.
Er:Glass Lazer (1540-1550 nm)
Erbium Glass lazeri, hücre içi suyu hedefleyerek kollajen üretimini artırır ve 2 mm derinliğe kadar penetre olabilir. Özellikle inflamatuar lezyonlarda etkilidir.
???? Bogle ve arkadaşları tarafından yapılan çalışmada, 6 ay sonunda hastaların %68’i iyileşme bildirmiştir.
???? Moneib ve arkadaşlarının çalışmasında ise bir yıllık takip sonunda inflamatuar lezyonlarda belirgin azalma ve sebase bezlerde küçülme saptanmıştır.
Radyofrekans (RF) Tedavisi
RF cihazları, ışık yerine elektrik akımı kullanarak dermiste ısı oluşturarak çalışır. Bu sayede epidermis zarar görmeden yağ bezleri hedef alınabilir. RF sistemleri genellikle monopolar, bipolar ve fraksiyonel mikroiğneli olmak üzere üçe ayrılır.
???? Kim ve arkadaşlarının çalışmasında inflamatuar lezyonlarda önemli azalma, sebum üretiminde düşüş ve hasta memnuniyetinde artış gözlenmiştir.
???? Lee ve arkadaşları, RF uygulamasından sonra inflamatuar lezyonlarda grade 4 seviyeye kadar iyileşme gözlemlemiştir.
Sonuç: Lazerle Akne Tedavisi Güvenli ve Etkilidir
Lazer ve ışık temelli tedaviler, hızlı sonuç almak isteyen hastalar için topikal ve sistemik tedavilere güçlü bir alternatiftir. Ancak yan etki risklerinin azaltılması için doğru hasta seçimi son derece önemlidir. Bugüne kadar yapılan çalışmaların sonuçları olumlu olsa da daha geniş hasta gruplarında, uzun süreli takiplerle yapılacak araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
