Roza Hastalığı Genetik midir? | Doktor Fatma Yıldız Roza hastalığımdaki genetik yatkınlık ve Roza ile ilişkili hastalıklar bilgi veriyor

Roza hastalığı (rozasea), genetik faktörlerin etkisi altında gelişebilen, kronik ve inflamatuar bir cilt hastalığıdır. Açık tenli ve renkli gözlü bireylerde sık görülmesi, ayrıca aile öyküsünün %40’a kadar etki göstermesi, genetik yatkınlığı desteklemektedir.

Rozase patofizyolojisinde genetiğin rolü ilk kez 2007 yılında monozigotik ikizlerde rozase vakalarının gözlenmesiyle gündeme gelmiştir.

Son yıllarda yapılan geniş çaplı genom çalışmaları, rozasea ile iki farklı tek nükleotid polimorfizmi (SNP) [rs763035 ve rs111314066] arasındaki ilişkiyi ortaya koymuştur. Özellikle rs763035 polimorfizminin, Butyrofilin Benzeri 2 (BRNL2) ve İnsan Lökosit Antijeni (HLA)-DRA gen bölgeleri arasında yer aldığı ve bu bölgenin rozase gelişiminde etkili olabileceği doğrulanmıştır.

İmmünohistokimyasal analizlerde, HLA-DRA'ya karşı antikorlarla yapılan boyamalarda perifolliküler inflamatuar infiltrat, Langerhans hücreleri ve endotel hücrelerinde güçlü bir işaretleme izlenmiştir. Aynı şekilde BRNL2 antikorları da keratinositler ve inflamatuar infiltratlarda yoğun pozitiflik göstermiştir.

Ayrıca, Majör Doku Uygunluk Kompleksi (MHC) sınıf II allelleri olan HLA-DRB1, HLA-DQB1 ve HLA-DQA1 genleri de rozasea ile ilişkilendirilmiştir.

Başka bir genetik analizde, Glutatyon S-Transferaz (GST) polimorfizminin rozase gelişiminde rol oynayabileceği belirlenmiştir. GSTT1 ve GSTM1 genotiplerinin varlığı, reaktif oksijen türlerinin (ROT) birikmesine neden olarak oksidatif stresi artırmakta ve bu durum rozaseyi tetiklemektedir.

Granülomatöz rozasealı bir hastada, inflamasyonda önemli rol oynayan NOD2/CARD15 geninde R702W polimorfizmi tespit edilmiştir. Bu gen, Toll-like reseptör (TLR) aracılığıyla inflamatuar yanıta katkıda bulunur.

Ayrıca taşikinin reseptör geni TACR3’te yer alan rs3733631 polimorfizmi, TLR2 geninin yakınında bulunarak TLR2 ekspresyonunu artırmakta ve bu yolla rozasea gelişimini desteklemektedir.

Tüm bu bulgular, rozaseada genetik faktörlerin etkili olabileceğini düşündürse de, bugüne kadar rozasea ile genetik arasında kesin bir ilişki kanıtlanamamıştır.

Roza Hastalığında İlişkili Hastalıklar

Genetik yatkınlığın dışında, rozasealı hastalarda birçok sistemik hastalıkla da bağlantılar kurulmuştur. Özellikle HLA-DRA lokusu, inflamatuar bağırsak hastalıkları (ülseratif kolit, Crohn hastalığı, çölyak hastalığı) ile ilişkilendirilmiştir.

Bağırsak sisteminde inflamasyon bulunması, rozase riskinin artmasına neden olabileceği düşünülmektedir.

Rozase hastalarında hipertansiyon, dislipidemi ve koroner arter hastalığı gibi kardiyovasküler rahatsızlıkların daha yüksek oranlarda görüldüğü de bildirilmektedir. Bu ilişki, rozasea ve dislipidemili hastalarda gözlenen düşük paraoksonaz-1 seviyeleri ve her iki hastalıkta da artmış katelisidin ekspresyonu ile açıklanmaktadır.

Tip 1 Diabetes Mellitus hastalarında rozasea ile ortak genetik bölgelerin bulunması, rozaseada insülin direncinin etkili olabileceğini düşündürmüştür. Metabolik sendrom ve artmış glukoz intoleransı ile rozasea arasındaki ilişkiyi gösteren çalışmalar da mevcuttur. Bu bağlantılar, oksidatif stres ve endoplazmik retikulum stresinin etkilerini de kapsamaktadır.

Rozasealı bireylerde migren, depresyon, kompleks bölgesel ağrı sendromu ve glioma gibi nörolojik hastalıklar ile Parkinson hastalığı ve demans gibi nörodejeneratif bozukluklarda artış gözlemlenmiştir. Bu ilişki, rozasea ve nörolojik hastalıklarda ortak mekanizmalar olan matriks metalloproteinaz (MMP) ekspresyon artışıyla ilişkilendirilmektedir.

Özetle:

???? Roza hastalığında genetik yatkınlık güçlü bir risk faktörüdür, ancak tek başına yeterli değildir.
???? Çevresel faktörler, immün sistem bozuklukları ve sistemik hastalıklar da rozasea gelişimine katkı sağlar.
???? Genetik bağlantılar kuvvetli olsa da, bugün için rozasea tamamen genetik bir hastalık olarak kabul edilmemektedir.